Berkay Buğdan & Engin Arer
Distanbul / Dystanbul, 2019

Herkesin beklediği büyük depremin henüz gelmediği, kaldırabileceği popülasyonu çoktan aşmış, yeşilliklerden tamamen soyutlanmış, kentsel dönüşemeyecek kadar sıkışmış, yatay büyümek artık mümkün olmadığı için dikey büyümeye odaklanılmış, gökdelenlerin katları arası sınıf ayrımının olduğu bir İstanbul.

Bu distopik şehirde herkes hala hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken, evrimin ve mutasyonun meyvesi olan bir yaratık şehre giriyor; apartmanları, iş kulelerini ve fabrikaları yıkmaya başlıyor. Belki doğanın intikamını almaya çalışıyor, belki insanlığa karşı beslediği kendi öfkesine yenik düşmüş, belki de sadece parçalamaktan, yıkmaktan keyif alıyor…

İzleyicinin yaratık rolüne büründüğü bu simülasyonda, bir “distopya” tasvir ediliyor ve bir şehrin -içinde yaşayan her tipten, her sınıftan insanla beraber- yıkımı yapılıyor.

Bu duyguları izleyiciye yaşatmak, o sorumluluğu ve yükü izleyiciye vermek planlanıyor.

Proje, projeksiyon görüntüsünün önüne geçen izleyicinin, kinect sensör aracılığı ile kendini deneyime dahil etmesi üzerine ve aslında izleyiciden çok bir “deneyimleyici” olması üzerine kurulu. Deneyimleyicinin jestleri simülasyondaki avatara iletilecek ve kişi ayna görüntüde kendini şehrin göbeğinde bulacaktır. Kinect sensörün algıladığı alanda dolaşmakta serbest olan deneyimleyici, etrafındaki İstanbul binalarıyla etkileşime girebilir, kaos yaratabilir, veya aralarından zarar vermeden geçmeye çalışabilir.

Aynı anda sadece 1 kişi simülasyona dahil olabilir. Kinect sensörün görüş açısından çıkıldığında sahne kendini sıfırlayacak, şehir diğer deneyimleyicilere kendini hazırlayacaktır.
A city, where the long expected earthquake hasn’t hit, already exceeded the maximum population, stripped down from all the greenery, too cramped for urban transformation and thus, growing upwards, since growing sideways is not an option anymore and where there’s class discrimination between skyscrapers’ stories. In this dystopian city, where everyone lives as if they will still not die, a creature, a fruit of evolution and mutation, comes into scene and starts destroying apartment buildings, business towers and factories. Maybe it’s avenging the nature, maybe overwhelmed by the rage against humanity, or maybe just enjoying destruction...

In this simulation, where the viewer assumes the form of that creature, a “dystopia” is described and a city -with all the living types and classes within- is destroyed. It’s planned to give these feelings to, and put that responsibility and weight on the viewers’ shoulders.

Project consists of the viewer in front of the screen, including themselves in the experience and become the “experiencer”, rather than just the viewer. Gestures of the experiencer are translated to the avatar in the simulation and the person finds themselves in the city, mirrored. The experiencer can wander freely within the area detected by the kinect sensor and can interact with the buildings around them, can create chaos, or try to pass through, avoiding destruction.

Only 1 person can be in the simulation at once. When gone out of the sensor area, the scene will reset itself, preparing the city for other experiencers.
bang prix Dystanbul 1
bang prix Dystanbul 2
bang prix Dystanbul 3
berkay bugdan engin arer
Berkay Buğdan
Engin Arer
Engin Arer

Mühendislik eğitimi alan Engin Arer; işitsel, görsel, interaktif sanat alanlarında ve bunların kesişim noktalarında deneyler yapıyor. Algının temeli, değişkenliği ve manipülasyonu konularıyla ilgilenirken sanat, felsefe ve psikolojiden destek alıyor.
Having a B.Eng, Engin Arer experiments in auditory, visual, interactive art fields and their intersections. While being interested in the origin, variability and manipulation of perception; he tries to back his ideas up by art, philosophy and psychology.